"Kötü romanlar okudum, berbat hikayeler, saçma sapan
kurgular, abuk sabuk replikler… Bazen ben de yazdım böyle şeyler, gençtim,
acemiydim, sebeplerim vardı… Her romanıma başlarken o yüzden çok dikkat ederim,
her yeni ilişkide, her işte, her adımda gözümü dört açarım… Aslında sırf bu
yüzden, iyi bir metne denk gelememe korkusundan, yeni bir kitabı elime
aldığımda gözlerimi kapayıp “Umarım bu sayfaların hakkını vermişsindir” derim
içimden.
Mehmed’e Gönderilmemiş
Mektuplar’ı Şebnem’i yıllardır tanımama ve onunla çok iyi dost olmamıza
rağmen, onun ne kadar iyi bir romancı olduğunu defalarca dile getirmeme rağmen
okumayı geciktirdim. Garipsemeyin, defalarca yaptım ben bu hatayı ve defalarca
yanıldığımı mutlulukla kabul ettim. Belki nedeni sadece bu kadar basit de
değil, belki onun tılsımlı kaleminden dökülen cümleleri kıskanmaktan
korktuğumdan, belki ortak kısmetsizliğimize yandığımdan. Neyse ne işte…
Şebnem’le tanışıklığımız süresince kitaplarını okudum (arada
atladıklarım da olabilir tabii) onun dilini anladığımı sanıyordum. Ama gün
geçmiyor ki Şebnem beni şaşırtmasın. Celaleddin de aldığım o tat ve şimdi
Mehmed’e gönderilmemiş mektuplardaki ustalık… İnanılır gibi değil… Uzun
zamandır görmediğim bir çocuğun gençliğine denk gelmiş gibiyim ve ağzımdan
şaşkınlıkla şu sözler dökülüyor: “Şebnem ne kadar büyümüşsün!!!”
Ne mutlu ki bana yazım hayatımda o ve onun gibi kıymetli
insanlar tanıdım. Şunu rahatlıkla ve huzurla söyleyebilirim artık, Şebnem
Pişkin ne yazsa okunur. Belki bu roman yüz binler satmayacak, ama kitabı eline
alan herkes son sayfayı okuyup kitabın kapağını kapattığında gözlerini yumup
“Bu sayfaların hakkını vermişsin” diyecek, buna eminim. Abartıyor muyum?
Saçmalamayın Allah aşkına…
Sana söyleyecek başka bir şey bulamıyorum Şebnem. Allah sana
gayret ve kuvvet versin, ilhamını taşıyanlar yenilerini yüklensin ve biz de
yazdıklarını hayranlıkla takip edelim. Yolun açık olsun sevgili dostum,
sayfaların hakkını verdiğin için hakkına kavuşasın…
Ümit ihsaN